Köşe yazarları

Hava, su, ekmek, adalet


Bu hafta muhabbetimiz biraz havadan sudan, biraz ekmek, biraz adaletten, yani yaşamdan.

Ne dersiniz? Hava, su ve ekmek olmadan yaşam olabilir mi? Şimdi bazılarınızın “Bu da ne şimdi, yaşanır mı hiç, yaşanmaz elbet” dediğini duyar gibiyim. Bir kısmınız da, “Siyahın siyah, beyazın beyaz olduğunu anlatacak zamanımızı hacamat edecek” dediğini hissediyorum. Her iki düşünce de doğru, yerden göğe kadar haklısınız da. Ama ne gelir elden; söylediklerim yaşadıklarımızdır hatta bize yaşatılanlardır.

Havadan başlayalım anlatmaya. Her tarafa termik santral bacaları dikiliyor. Bacalardan karbondioksit yayılıyor. Canlılar, oksijen soluyan karbondioksit salanlardır. Termik santraller ile “siz karbondioksit soluyun, soluduğunuz karbondioksiti salın” deniliyor. “Size oksijen gerekli değil” demeye getiriliyor. Haydaaa bütün bildiklerimiz alabora.

Peki, ne için bütün bunlar? Elektrik elde etmek için. İyi, güzel de, canlılar oksijen solur, karbondioksit salar. Başka türlü yaşamaz. Elektrik, yaşama tercih edilmez. Edilemez ki!

Gelelim suya. Sularımız akıyor. Geçtiği yerlerdeki canlı ve cansız varlıklara can veriyor, kendisi de bu güzergâhtan besleniyor. “Yok, olmaz” denildi. Özgür akan sular boruların ve tünellerin içine alındı.

Ne için? Sudan elektrik sağlamak için. Ama doğadaki tüm canlıların yaşamı suya bağlı. “Olsun; onların yaşaması için akan suyun % 10’unu can suyu olarak bırakırız, yeter” dediler. Hava konusunda bizim bildiklerimiz yanlış, su konusunda da doğa yanlış yapıyormuş anlaşılan.

Vay israfçı doğa vay! Demek ki; şirketlerin can suyu olarak bıraktığı sular, tüm canlılarına yetiyormuş, suyun yüzde 90’nını fazladan üretiyor ve israf ediyormuş doğa.

Ya ekmek? Ekmeğin anası buğday. Buğday üretim alanları (araziler) 2002 yılında 93 milyon dönüm iken şimdi 77 milyonun altına inmiş.

Yani nüfus artıyor, buğday üretilen alanlar azalıyor. Peki, ne yiyecek, nasıl yaşayacak insanlar? Hükümet; “Buğday ithalatı için gümrük vergilerini sıfırlarız olur biter” diyor. Nasıl da akıl etmedik biz bunu, çok cahilmişiz canım çok. Yarayı saracak gazlı bez verilmeyen çiftçinin halini sorma gafletinde bulunuyoruz. Eee baltayı çiftçilerin ayağına vurduk. Kanıyor diyecek oluyoruz. Hükümet, “Buğday üreticisi çiftçi, ayağını baltaya vurdu, ondan kanıyor. Sorun onların sorunu” deniyor.

Eh pes ya, biz gerçekten çok cahilmişiz, hiçbir şey bilmiyormuşuz. Üstelik ammaymışız, görmüyoruz. Karbondioksit yerine oksijen tüketiyor, doğa fazladan su üretiyor, sudan yararlanan canlılar israf ediyor. Çiftçi ayağını baltaya vuruyor, sonra da sızlanıyor…

Bütün bunların üstüne bir de, birileri çıkmış; “Adalet isteriz!” diye yürüyor. Bunlar tümden zır cahil ya. Dünyanın en adaletli ülkesinde yaşayacaksın, sonra adalet için yürüyeceksin, kendini bilmezlik bu kadar olur. Ana muhalefet partisi “adalet” diye yürüyor. Diğer muhalefet partisi “adalet” diye yürüyen ana muhalefet partisine, “Niye yürüyor, yanlış yapıyor” diyor. Bak muhalefet partisinin ana muhalefet partisini eleştirme özgürlüğünün olduğu böylesi demokratik bir ülkede sahi, niye yürüyor insanlar? Anlayan beri gelsin(!)

Doğa bilmiyor, çok su üretiyor. Canlılar karbondioksit yerine oksijen soluyor. Çiftçi ayağını baltaya vuruyor. Ana muhalefet partisi “adalet” diye yürüyor.

Gelin aklımıza mukayyet olalım. Birini diğerine, diğerini birine tercih etmeden, hava, su, ekmek ve adalete sahip çıkalım. Adaletin tüm canlı ve cansız varlıklar için gerekliliğini unutmayalım!